Gelir İdaresi

Gelir İdaresi


Kuşkusuz yeniliğe doğru yönelmek ve çağdaş uygarlığı yakalamak hedef olmalıdır. Değişen şartlar gereği kurum ve kuruluşlarda değişim yapılabilir. Ancak bunun zamanlaması çok önemlidir.

YENİDEN YAPILANMA

Maliye Bakanlığı’nın yıllardan beri gündeminde olan Gelirler Genel Müdürlüğü’nün değişimi ve yeniden yapılanması bilindiği gibi 16 Mayıs 2005 de 5345 sayılı yasayla gerçekleştirilmiştir.

Bu yasanın 1. Maddesindeki amaç başlığı, Gelir politikasını adalet ve tarafsızlık içinde uygulamak; Vergi ve diğer gelirleri en az maliyetle toplamak; Mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu sağlamak; Mükellef haklarını gözeterek yüksek kalitede hizmet sunmak suretiyle yükümlülüklerini kolayca yerine getirmeleri için gerekli tedbirleri almak; saydamlık, hesap verebilirlilik, katılımcılık, verimlilik, etkililik ve mükellef odaklılık temel ilkelerine göre görev yapmak üzere Maliye Bakanlığına bağlı Gelir İdaresi Başkanlığının kurulmasına, teşkilat, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları düzenlemektir. Deniliyor.

Maliye Bakanlığı Devletin iktisadi çarkını döndüren kurumdur. Devletin gelir-gider politikasını organize eder. Maliye Bakanlığı ne miktarda gelir elde ederse diğer kurum ve kuruluşların performansları ve verimliliği aynı düzeyde artar veya azalır.

Böyle bir kurumun bölünmesi değil; diğer finansal kurum ve kuruluşlarla birleştirmesi veya uyum içinde çalışması hedeflenmelidir.

İlke öteden beri bellidir. Gelir ve gider dengesinin oluşması ve bütçenin açık vermemesidir. Yani bütçe denkliğidir. Maliye Bakanlığı denince akla devlet hazinesi gelir. Geliri elde eden kurumdur. Devlet giderlerini sarf eder ve ettirir. Devletin mülklerini idare eder. Bu kurumun bölünmesi değil birleşmesi ve maliye, finans kurumlarının çatısı olması gerektiği düşünülmelidir.

Burada merkez teşkilatı değil de esas olan “cephe” dediğimiz taşra teşkilatına neler oluyor ona bir göz atalım.

Bu yasadan önce, Gelir Teşkilatı taşrada tümüyle Defterdarın yönetiminde ve denetimindeydi. Tıpkı bu yasanın birinci maddesindeki ilkeler paralelinde görev yürütülmekteydi. Bu ilkeler dışına çıkacak bir kurum zaten düşünülemez. Eğer varsa yasa zaten gereğini yapacaktır.

Taşra teşkilatını böldünüz ve Defterdarlık teşkilatından koparttınız. Büyük şehirlerde vergi dairesinin üstüne 8 müdürlük kurdunuz. Bu müdürlükler ne iş yapıyor? diye sorulmayacak mı. Gelir ve giderlerin denkliği ne olacak diye sorulmaz mı? Bu başkanların yardımcılarının ve vergi dairesi üst müdürlüklerinin kadroları makam ve diğer giderler vergiyi toplamada en az maliyet hanesine mi kaydedilecek?

Yani özetle bütçeye bu kuruluş büyük bir yük getirmiştir. Ancak, gelir getiren unsurlarda bir değişiklik beklenmemelidir.

Hani 5345 sayılı yasanın 1. Maddesinde yazıldığı gibi vergiler en az maliyetle toplanacaktı? Uygulamanın gerisinde bu kadar kadronun giderleri sürekli olacaktır. Vergi toplama işi eskiden olduğu gibi yine vergi dairesi personelinin olacak yükü sıkıntıyı onlar çekecek ve yeni oluşumun kadrosu ve yönetimi maliyeti sürekli etkileyecektir. Ayrıca bu durum çalışan ve çalışmayan arasında huzursuzluğa neden olabilecektir. İl içinde de idari sıkıntılara neden olabilir.

Ayrıca oluşturulan bu kadar kadronun istihdamı, özlük hakları ve diğer giderleri bütçeye fazladan ve sürekli yük olacaktır.

Ufukta görünen odur ki bu yapılanma sıkıntı yaratmaktadır ve geriye dönüş olabilecektir. Nitekim yasa çıkalı 5 yılı aşkın bir süre geçmesine karşın gelir idaresi 52 ilde kuruluşunu gerçekleştirememiştir. Yani şu an 52 ilde Vergi Daireleri Defterdarlığa diğer illerde ise Vergi Dairesi Başkanlığı’na bağlı olarak görev yapmaktadır. Buna bir son verip yasa gereği ya Vergi Daireleri Defterdarlıklardan ayrılır ya da birleştirilir. Buna bir son vermek bu ikilemi yok etmek gerekmez mi? Bunu zaman gösterecek galiba. Şimdi;

Vergi Dairesi Başkanlığını şematik olarak gösterirsek;

Şemada görüldüğü gibi büyük iller kuruluşunda Vergi Dairesinin yanında 8 Müdürlük daha kurulmuştur. Oysa Vergi Daireleri daha önce Defterdarlığa bağlı olarak aynı görevlerini yürütmekte idiler. Bu uygulama 29 ilimizde yürütülmekte ve çeşitli sıkıntılar yaşandığı gözlenmektedir.

Her kurum ve kuruluşta olduğu gibi Defterdarlıklarda da bir takım sıkıntılar olabilir. Ancak, bu sıkıntıları giderecek makam yine Maliye Bakanlığı’dır. Bölünmeden Defterdarlık çatısı altında ve ek kadrolara ihtiyaç duymadan yine değişim gerçekleşebilirdi. Sebep taşrada Defterdarın işlerinin yoğun olması ise bu geçerli bir sebep değildir. Zira Defterdarlar her an gelir idaresiyle ilgilenecek zamana sahiptir. Evet, Defterdarın yasalar gereği paranın pulun bulunduğu her yerde imzası vardır. Ancak bu, ayda yılda bir olabilecek ve asıl görevlerini etkilemeyecek bir istisnadır.

Tarihte de bölünmenin bir işe yaramadığı gerçeği vardır. Taşrada Maliye Bakanlığı’nın uzantısı olan Defterdarlığı bölerek iki başlı hale getirmenin sancıları sürecektir. Uygulamada da bu gözlenmektedir.

Osmanlı döneminde de defterdarlık çok çeşitli değişiklikler görmüştür, ancak dönülmüş dolaşılmış yine defterdarlık çatısı altında bağlı kuruluşlar oluşmuştur.Tanzimat döneminde ilk defa Maliye kuruluşunda, önemli değişikler yapılmış ve Bab-ı defterdar ( defterdar kapısı) gibi isimler almıştır.

  • Yıldırım Beyazıt zamanında (divan-ı Humayuna ) dahil edilmiştir. Bugünkü anlamda Maliye bakanıdır.
  • 15. asırda defterdarlık, Rumeli ve Anadolu defterdarı olarak ikiye ayrılmış ve Yavuz Sultan Selim’in Doğu Anadolu ve Suriye’yi alması ve topraklarına katması üzerine, Halep ve Acem Defterdarlığı adıyla yeni bir defterdarlık oluşmuştur.
  • 16.cı asırda ise Şıkı Sani, Şıkkı Halis ve Şıkkı Evvel adıyla üç defterdarlık daha kurulmuştur.
  • 28 şubat 1838 tarihinde defterdarlık kaldırılmış ve yerine Maliye Nezareti kurulmuştur.
  • Ancak, Maliye Nezareti’nin ömrü uzun olmamış ve 2 Eylül 1839 yılında defterdarlık yeniden oluşturulmuştur.

Neredeyse dört asır Osmanlının maliyesini idare eden defterdarlığın ülkemiz ve günümüz şartlarına göre iyileştirilerek bu tarihi kuruluşu bölmeden ayakta tutmanın gerekli olduğu düşünülmektedir.

Öyle sanıyorum ki tıpkı Osmanlıda olduğu gibi defterdarlık teşkilatı yine aynı çatı altında toplanacak ya da toplanmak zorunda kalacaktır. Bölünme ve ayrılmanın bir işe yaramadığı düşünülmektedir.

SONUÇ:

Gelir idaresinin müstakilleşmesi ve Defterdarlıklardan ayrılmasının sıkıntılara gebe olduğu düşünülmektedir.

(Bu makale, 2011 yılında kaleme alınmıştır)

A.Kadir İLBAŞ


A.Kadir İLBAŞ

He was appointed as Deputy Director of Ankara Ulus and Yeğenbey Tax Office in 1971, Director of Tax Office of Konya in 1974 and Treasurer of Rize in 1977. He worked as a Head of Provincial Treasury in the provinces of Rize, Nevşehir, Zonguldak, Denizli, Çorum, Erzurum, Sivas and served as a member of the board of directors of various public institutions and organizations in many provinces.

Leave a Reply