Gereğine inandığınız her şeyi yapınız. Başkaları ne derse desin.
ATATÜRK
Aldırış etmeyiniz. Kazanırsınız.
Yıl 1986. Denizli’ye yerleştik ve göreve başladım. Aslında Denizli horozuyla değil ilerleyen sanayisi ile ünlü bir şehir. Başta tekstil olmak üzere pek çok sanayi kolunda gelişen bir konuma sahip.
Şubat ayında gelmemize rağmen şehir ılıman ve güzel. Burada günlerimiz dolu dolu geçeceğe benziyor.
Göreve başladıktan 10 gün sonra Denizli’ye 12 hesap uzmanı vergi incelemesi için geldi. İplik sektörünü inceliyorlardı. Hesap uzmanları çok genç olmalarına karşın olgun ve görevlerinde ehil kişilere benziyorlardı.
Hesap uzmanlarının neredeyse benimle birlikte gelmeleri halk arasında hesap uzmanlarını Defterdar göreve başlamadan getirtti gibi sözler yayılmaya başladı.
Esasında, hesap uzmanları ve Bakanlığın diğer denetim elemanlarının çalışmaları yıllık programla gerçekleşir. Hesap uzmanları kurulu, elindeki bilgiler ve ihtiyaç doğrultusunda kitapçık halinde yıllık inceleme programı hazırlatır. Burada hangi ilde kimin yada hangi iş dalının inceleneceği belirtilir ve program yılbaşından önce, yani Aralık ayında Maliye bakanının onayına sunulur. Onaydan sonra uygulama başlatılır. Buna tamamen Bakanlığımız yetkilidir.
Yasal prosedür böyle olmasına karşın mükellefler ikna olmuyor. ”Bu Defterdarın işidir” diye düşünülüyordu. Bu konu benim yetkimde değil ama gel de anlat.
Hesap uzmanları işlerine kararlı başladılar. Bankalardan dekont, havale belgeleri çıkartıyorlar ve hatta kuryeleri tespit ederek kayıt dışı vergi kaçakçılığını araştırıyorlardı.
Sonuçta bütün tekstil sektörü incelemeden geçti ve sağlam belge ve donelere dayanan raporlar Defterdarlığıma gelmeye başladı. Ancak, vergi dairesi tarhiyat işlemini sürdürürken, tekstilciler de boş durmuyor; Bakanlığa ve politikacılara ya da idarecilere başvuruyorlardı.
15 kişilik bir tekstilci grup benden randevu alarak ziyaret geldiler. Konu gündeme geldiğinde onlara “Sonuçta hepinize soruyorum; Hesap uzmanlarının raporlarında maddi hata var mıdır, Bilgi ve belgeden yoksun mudur?” Diye sorduğumda hiç biri “Uzmanlar hatalıdır yanlış rapor tutmuştur” demedi. Ancak, ödeme zorluğu çekeceklerini ve hatalı olduklarını da ifade ediyorlardı.
Daha sonra kendi aralarında ve bazı kişilerle bir toplantı yapmışlar, vergi aslının yarısının ve ceza ile gecikme zammının tamamının uzlaşma yoluyla kaldırılması yönünde, Maliye Bakanlığı ve politikacılar nezdinde girişimde bulunma kararı almışlar.
Bir grup bana yine geldi ve bu yönde istekte bulundular. Ben de, uzlaşma toplantısından önce böyle bir kararın alınamayacağını, vergi aslı ödendiğinde cezada yardımcı olabileceğimizi gecikme zammının ise vade tarihi-ödeme tarihi arasında alınan bir ceza olduğunu, bunun uzlaşma dışında olup, uzlaşmasının hiç mümkün olmayacağını söyledim.
Bir ara Vali devreye girdi ve tekstilcilerin isteği yönünde işlem yapmamızı istedi. Kendisine, benzetme yaparak, böyle bir teklif ve işlemin yargılama yapılmadan önce karar verilmesi gibi bir durum doğuracağını, yasa ve yönetmelik gereği uzlaşma komisyonunun bir çalışma sistemi olduğunu bu komisyonunun Defterdarların başkanlığında, Gelir ve Vergi Dairesi müdüründen oluştuğunu ifade ettim. Uzlaşma komisyonu olarak çalışmamızın bu komisyonda incelendiğini ve de komisyonca değerlendirilerek yapılacak işlemin saptandığını ve önceden gündem verildiğini söyledim.
Böylece uzlaşmaya mükellefin 15 gün önceden çağrıldığını, mükellefi dinleyerek karar verildiğini anlatmaya çalıştıysam da sayın Vali de ikna olmadı. Ben de “Sizin ve ilgili mükelleflerin istediği gibi bir uzlaşma şekli, usul ve nizama uygun değildir ve yapamam” dedim.
Ancak teksitilcilerin, kendi dallarında güçlerini göstermek üzere hareket ettikleri, yani vergi aslının yarısı miktarı cezaların da tamamen kaldırılması yönünde, ilgili her kesimde girişimlerde bulundukları bilgilerini alıyorduk.
O sıralarda tarhiyat öncesi uzlaşması hakkındaki yasa teklifi yasallaşmış. Ancak, yönetmelik henüz çıkmadığı için uzlaşmayı Defterdarlığın ya da Bakanlığın yapması gerekiyordu. Konu kritik hale gelmişti ve birtakım olumsuz sonuçlar doğuracağa benziyordu.
Sonuçta, tekstilciler konuyu, Gelirler Genel Müdürüne, Müsteşara ve Bakana kadar götürdüler.
Sayın Müsteşarımıza bir telefon görüşmesinde peşinen vergi aslının yarısına uzlaşıp cezaların kaldırılması yönünde bir karar alamayacağımızı, zira raporların çok sağlıklı ve hatasız olduğunu ifade ettim. Bana haklı olduğumu söyledi.
Daha sonra Sayın Bakan Denizli ye geldi. Valinin, Hesap Uzmanlarının ve benim de bulunduğum bir toplantı yaptı. Konu tartışıldı. Herkes görüşünü belitti. Benim tutum ve görüşüm belliydi.
Bu kanaldan da net bir sonuç alamadılar. Top döndü dolaştı yine bana geldi. Zaman zaman uzlaşmalar yapıldı vergi aslından hiç inmedim. Cezadan duruma göre indirimler yapıldı. Bir kişi uzlaşmayıp itiraz etti ve itirazı da reddedildi. Ama söylentisi bitmedi ve benim Denizli’den alınmam için girişimlere başladıklarını duymaya başladım.
O sene tayinim çıkmadı ama kısa sürede yıprandım ve bazı şeylere üzüldüm. Ancak görevimi bilerek ve de doğru olarak yaptığımın bilincindeydim. Vicdanım rahat. Zira ben, doğru olanı yaptığımdan eminim.
Sonuçta Hesap Uzmanları Kurulu Başkanı Metin Özşahin ve o zaman Müsteşar yardımcısı olan Abdullah Aslan Beylerin “Hesap uzmanlarının sana vefa borcu var“ demesi beni ayrıca memnun etmiştir. Ancak ben yalnızca olması gerekeni yapmıştım.
Bu olaylar bittikten sonra bana sonradan söylendi. Beklenen olmuştu. Tekstilciler, ilin ileri gelenleriyle bir toplantı yapmışlar ve benim için ; “Valiye gittik, Bakana kadar çıktık bizim istediğimiz olmadı. Bu Defterdar neye ve kime güveniyor” gibi ileri geri laflar etmişler. İçlerinden sadece bir kişi “ Böyle görevine bağlı, doğru sözlü bir Defterdar buldunuz, taktir edin” demiş. Ama diğerleri ilden alınmam için girişimlerini devam ettirme kararlılıklarını sürdürmüşler.
Ertesi sene olağan Defterdarlar toplantısında, Maliye Bakanı sayın Ahmet Kurtcebe Alptemuçin beni görmek istemiş. Gittim, bana yaptığım uzlaşmanın yanlış olmadığını ancak ilin ileri gelenlerinin Denizli’den tayinimi talep ettiklerini söyledi. “Bu sene kal ama fazla yıpranmanı istemiyorum. Ben Bakanınızım ama aynı zamanda politikacıyım” demişti. Böyle açık yürekli Bakanlara çok ihtiyacımız olacaktır. Açık sözlülüğünüze teşekkürler sayın Bakan.
Gerçekten bu siparişli, olmayacak uzlaşmaya Denizli ‘de uzun süre kalmak adına imza atsaydım, ömür boyu rahatsızlık duyacağım muhakkaktı. O nedenle yaptığımın doğru olduğuna inanıyorum ve rahatım.
A.Kadir İLBAŞ
Bir Cevap Yazın