Çocuklukta yaşananlar saftır, temizdir. Yüreğimizin bir köşesinde durur. Çocukluğumda Çandır’da geçen bir anımı yazmayı tasarladım.
Çandır, Yozgat’ın yeşilliklerle örtülü bir ilçesidir. Ben orada doğmuşum. O dönemlerde doğan pek çok kişi gibi benim de doğum tarihim kesin olarak bilinmiyor. 1940 veya 1941 yılında dünyaya gelmişim.
Çandır’dan Kozan özü ve Mere özü adında iki akarsu geçer ve bu akarsular ilçe dışında birleşir ve uzunlu barajından geçerek Delice ırmağına dökülür. Bu nedenle Çandır’ın bağları ve meyve ağaçları boldu. Hemen her çeşit meyve ve sebze yetişirdi. Bağına, bahçesine ve tertemiz havasına doyum olmazdı.
Boş zamanlarımızda deresinde balık avlardık. Arkadaşlar sığ sularda kaçan balıkları sopayla vurarak avlama konusunda hünerli olduğumu söylerlerdi. Tuttuğumuz balıkları değil de kaçırdığımız balıkları daha çok konuşurduk.
1954 yılında o zamanlar nahiye olan ilçemden ayrıldım ve orta, lise ve üniversite tahsilimi Ankara’da tamamladım. Daha sonra ülkemin farklı illerinde görev yaptım. Doğduğum yeri çocukluk anılarımla birlikte zaman zaman anıyorum.
Benim çocukluk zamanlarımda ülkemizin kuruluşunun, dirilişinin 25-30. Yıllarıydı. Teknoloji yoktu. Özellikle köylerde elektrik, telefon bilinmezdi. Ama geleceğimiz için bir çığır açılmıştı. Büyük Atatürk’ün ilkeleri ve hedefleri umut vadediyordu. Hedefler netti. Yoksulluk vardı ama birlik, beraberlik ve huzur da vardı. Büyüklerimiz okuyun derdi. Eğitime önem verilirdi.
Şimdi, köyünü hatırlamıyorum. O senelerde civar köylerden gelen Deli Aslan adında biri vardı. Aslan zararsız bir deliydi. En büyük tutkusu “Beş Kuruş” istemekti. Beş kuruştan fazlasını almazdı. Parayı aldığı zaman müjdeler verir ve iyi şeyler söylerdi. Oğlun askerden dönecek veya evlenecek gibi. Bir başka tutkusu da “şapka” idi. Eski de olsa şapkaları alır. Üst üste takar ve fazlasını ceplerinde, giysilerinin içinde saklardı. Kimse bu zararsız insanın nereden geldiğini ve hikâyesini bilmezdi. Yaşantısı bir sırdı.
O yıllarda Çandır’dan Kayseri’ye sefer yapan tek otobüs vardı. Sahibi, aynı zamanda otobüsün şoförlüğünü yapan ve uzaktan akrabamız olan Burhan Bulucu idi. Biz “Burhan Emmi” derdik.
Burhan Emmi ile Kayseri’den geliyoruz. Yolumuz Uzunlu’dan geçer. Akşamüzeri Uzunlu’ya vardığımızda otobüsümüz bir sağa bir sola yalpalamaya başladı. Yolda otobüsten kaçmaya çalışan biri vardı. Şoför sola manevra yapsa yoldaki kişi sola kaçıyor, sağa manevra yapsa sağa kaçıyor. Sonunda otobüs şarampole düştü. Şoför alacakaranlıkta otobüsten indi. Kazaya sebebiyet veren kişiye hiddetle yaklaştığında bir ses “Abi beş kuruş ver” dedi. Yoldaki kişi Deli Aslan’dı ve otobüsün kaza yapması, zarar görmesi umurunda değildi. Onun için tek önemli şey dilinden düşürmediği “Beş Kuruş” sevdasıydı. Yapacak bir şey yoktu. Ufak tefek çiziklerle kazayı atlatan otobüsle yola devam ettik. Deli Aslan ısrarlara rağmen otobüse binmeyip yoluna yaya olarak devam etti.
Deli Aslan hiç kimseye zarar verme niyetinde olmasa da aklından bir türlü çıkaramadığı beş kuruş sevdası yüzünden onlarca insanın hayatını tehlikeye atmıştı. Zararsız denilen Deli Aslan’ın pek de umursamadığı bu olay aslında ciddi sonuçlar doğurabilirdi. Her duygunun, isteğin, tutkunun aşırısı kişiye veya çevresindekilere zarar verebiliyor.
A.Kadir İLBAŞ
Bir Cevap Yazın